1. Beyaz gömleğinin üzerindeki bergamotlu çay lekesinin kokusunu hala hatırlıyorum. Hikayemsi avuç içlerinin düzgün satır aralarını da. Paragraf hizasında duran saçlarının kırıklığını, fransız kaşlarını ve bebeğine kül damlamış kahve gözlerini ise hiç çıkarmıyorum aklımdan. Kafamın içinde usta bileklere sahip bir ressam var. İstisna dahilinde olmayan her gece çiziyor seni. Her gece boyuyor. Her gece ayrı ayrı tasvir ediliyorsun bilinçaltımda. Bir puntoluk sayfalarda, bir kitaplık kütüphanelerdeki, en etkili ve en ölümcül olmayan bitkisel bir uyuşturucusun..

    Biraz siyah lale, biraz da kırmızı papatya. Sürrealizmin çizgilerinde senin tanımın bu. Modern edebiyata uygun olmayan yapınla ne kadar da bonkör ve retro gülümsüyorsun. Hiyerarşik bir benzetmeyle anlatmak gerek seni. Düzenli ve yapıcı. Dünyanın hiçbir dilinde ve zamanında yazılmamış bir tarzla.

    Kusura bakma, doğallığını överken bakalit kalıyorum.

  2. "Sakalın saçından uzun olduğu gün sen de beni anlayacaksın."
  3. İçeriye girme isteğini tarif etmek. Bunu yapmak, resmen çok geniş bir bilimdalı hakkında tez hazırlamak kadar zor. Yüzünün yarısı kapının aralığından süzüldü. Gözünün rengi cama yansımış olsa gerek, Mısra diye seslendi babası.

    - İki ay oldu söylemeyeli sanırım. Yaşlılık işte. Bu bahanenin ardına sığınacağım günlere kadar geleceğimi düşünseydim, öyle güzel bir gelecek hazırlardım ki sana. Benim geleceğim
    sensin, sana geleceğim der gibi. Zamanı hiç sevmezsin zaten.

    - Nasıl bildin… Daha önce söylemiş miydim?

    - Hayır, ben daha dünyaya gelmeden çok dinledim seni.

    Çok sarsıldı. Sonuçta merkez üssü Mısra’ydı. Onun açtığı yara, hayatı kadar sert.. Bilmek istiyordu artık, kafasındaki o on iki yıllık sorunun cevabını. Korkusu vereceği cevabı değiştirmeyecekti. On yıl önce sigarayı bıraktığı gün son sigara paketini atmamıştı. Köşedeki dolabın üst rafında duruyordu. Mısra sol eliyle doksan model tek kişilik yatağın topuzunu kavradı. Ağır ağır dolaba yürüdü kısa parliament’i üst raftan aldı. Yılların sigarası saman olmuştur diye geçirdi aklından. Mısra için bırakmış olduğu düşüncesi de aklına geçiriyordu. Buna rağmen bi sigara çıkardı paketinden. Yaktı.. Öksürmedi, ilk başladığı gün gibi..

    - Baba. dedi Mısra.

    Göğsüne çöken o dumanın ağırlığıyla birlikte,

    - Efendim kızım.

    - Annem yaşıyormuş.

  4. "Annenizin kızdığı lekeyim, belki.."
  5. "Birsen Tezer iyi ki var.."
  6. Bir avuç ikindisinde girdim ipsiz sapsız bi şehre..
    Şehir ki usturupsuz , şehir ki ustura.
    Bi kış eksik kaldı mevsimlerden bi de o kahvaltı sofrası..
    Bi kollarına eyvallahım var bi de bir tek sende güzel duruyor gülmek.
    Yastığına bastığında güneşin ayakları ,
    Caddenin ortasına uzanıyorum,
    Çok güzel açıyor saçların sabahları.

    Esrarengiz olaylar yaşanırken girdim yüzseksenle bi şehre.
    Şehir ki yol yordam bilmez , şehir ki kin gütmüş yalnızlıklara.
    Kusruma bakma boş buldum gözlerini daldım içeri.
    Belin kadar inceydi düşüncelerin…
    İki saat baktım aynaya.
    İki sıhhati bir tutacaktık.
    Suyun çiçeğe hatrını sorması gibi tuttum ellerinden.
    Kokun rengine sinmiş , rengin işlemiş yüzüme.
    Aslında omuzlarındaki berraklıkta başladı bu şiir.
    Şimdi nereye aksa ucu dudaklarında.

    Uyku beni yüzüstü bırakıp gitmişken girdim gözlerim kapalı bi şehre.
    Şehir ki karmakarışık , şehir ki uyutmayı seven.
    Hangi noktalama işaretini yakıştırırsan o olurum.
    Fosforlu bir roman yazarım sırf senin üzerine.
    Kapağı topuklu , sevdiğin gibi.
    Sevdiğim der oldum şimdilerde..
    Bulutlar toprağa tükürdüğünde ,
    Kıskandım iki parmağının arasında tuttuğun çay kaşığını..
    Akordu tam , notası sağnak seviyorum seni.
    Malum gülün bile dikenleri var , batsan acıtmazsın.
    Yaksan , ıslanırım..
    Sen , ol.
    Sen olmazsan ; yağmurlar olmaz , sigaralar olmaz
    Pazar günleri olmaz, terminaller olmaz, hüzünler çekip gitmez.
    Sen , sen ol bırakıpta ,
    İlk buluştuğumuz yerin yanında uğurlatma beni..

  7. Beni yalvartmayın. Yalnızım ve hiç genel müdür odası görmedim. Çizgili pijama realitesinden geliyorum. Daha fazla gitmeyin. Televizyon altlığının camındaki parmak izi benim. Annenizin kızdığı lekeyim , belki.. Ama yalnızım ve hiç genel müdür odası görmedim. Rengârenk bir dünyanın içinde renksiz bi sohbetin terkisine sığınan iki çift göz. Vurulunca canı acımaz insanın , kanayınca yanar. Suya düştüğünde yürüyünce balonlar, söz ben sizi terkedeceğim. Kimsenin sesine ne hasretim ne de ev soğuk. Sınırdan kaçacak bir mülteci kadar heyecanlı değilim , keza gücümde yok. Karanfil gördükçe duvarlar yükseliyor. Yasef Eyvazov dinliyorum. Hayal meyal mutluydum bi rüyada. Uyandım , yalnızım , yine hiç genel müdür odası görmedim. Çünkü benim babam işçiydi. Koskoca evimiz vardı bizim. Bi odaya sığdırmadık dünyamızı. Bi gün sokakta koşarken çok anlam kaybettim. Ya davulcuya kaçar dediler ya zurnacıya. Ben zurnacı oldum. Kimse gelmedi. Beni yalvartmayın. Yalnızım. Genel müdür odasını siktirettim. Daha fazla gitmeyin.
    Sahi anne , biz hangi ağaçtan düştükte böyleyiz?

  8. "Beni dinleme, olay sandığın gibi."
  9. Amına koyayım..

    Amına koyayım..

Hakkımda

(İzmir) Şizofreni değilim, deli de değilim, ben bir yalnızım ve ben yalnız değilim bir sürü yalnız var.